24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşmasıyla ülkesine ve bölgesine barışı getiren Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, hayatı boyunca hem kendi ulusu hem de dünya ulusları adına barışı daim kılmak isteyen bir lider olarak öne çıkmıştı.
Yıllarca savaş meydanlarında karşı karşıya geldiği Yunanistan’ın Başbakanlarından Elefterios Venizelos, 12 Ocak 1934 tarihinde Nobel Ödülü Komitesi Başkanlığı’na gönderdiği üç sayfalık mektubuna şu ifadelerle son vermişti: “Yakın Doğu’da barışa doğru yeni bir devir başlarken, Mustafa Kemal Paşa’yı Yüksek Nobel Barış Ödülü için aday göstermekle şeref kazanırım.”
1930’lu yıllarda ülkelerin karşı karşıya geldiği, savaş seslerinin yükseldiği, İkinci Dünya Savaşı’nın ayak seslerinin duyulduğu karamsar günlerde, Atatürk’ün Türkiye’si, bölgesel barış yolunda komşularıyla Balkan Antantı’nı ve Sadabat Paktı’nı imzalamış; 1936 yılında Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni hayata geçirerek, yüzyıllardır devam eden “Boğazlar Sorunu”na son vermişti.
Uluslararası barışa hizmet etmek adına 1932 yılında Milletler Cemiyeti’ne üye olan Cumhuriyet Türkiye’si, barışçıl bir diplomasiyle 1939 yılında Hatay’ı anavatana katmayı başarmıştı.
Dünya’da saygı ile tanınan Genç Cumhuriyet’in dış politikada ortaya koyduğu başarının sırrını vefatından kısa bir süre önce Atatürk şu ifadeleriyle ortaya koymuştu:
“… İnsan mensup olduğu milletin varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar, bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin mutluluğuna ne kadar kıymet veriyorsa bütün dünya milletlerinin mutluluğuna hizmetkâr olmaya elinden geldiği kadar çalışmalıdır… Milletleri sevk ve idare eden adamlar, tabiî evvelâ ve evvelâ kendi milletinin mevcudiyet ve mutluluğunun âmili olmak isterler. Fakat aynı zamanda bütün milletler için aynı şeyi istemek lâzımdır.”
Ömrünün önemli bir bölümünü savaş meydanlarında geçiren, “Savaş zarurî ve hayatî olmalı. Milletin hayatı, tehlikeyle karşılaşmadıkça” savaşı bir cinayet olarak gören Atatürk, vefat ettiği güne kadar ki söylem ve eylemleriyle “Evrensel Barışa” olan inancını ortaya koymuş, tüm dünyanın saygısını kazanmıştı.
İsviçre gazetesi Neue Zürcher Zeitung, Atatürk’ün cenaze töreninde dünya liderlerinin O’na karşı gösterdiği saygıyı şu ifadelerle ortaya koymuştu:
“Atatürk’ün cenaze töreni, onun son zaferi oldu. Tabutunun önünde karşıtlarının hepsi sessiz kaldı. Türk ve Alman askerleri, tabutunun arkasında bir sırada yürüdüler; bir diğer sırada Stalin ve Hitler’in temsilcileri yan yanaydılar; hem Valencia hem de General Franco çiçek yollamışlardı. Tabutun önünde Faşistler, Demokratlar ve Komünistler eğildiler.”
Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesini kendine hedef ve vizyon edinen Cumhuriyet Türkiye’si, ülkesinde, bölgesinde ve ötesinde uyguladığı insani ve girişimci dış politikayla küresel barışa somut katkılar yaparak, uluslararası alanda dostluğu ve işbirliği aranan bir devlet haline gelmiştir. Birleşmiş Milletler’in kurucuları arasında olan Türkiye, hali hazırda 80’e yakın uluslararası kuruluşa üye bir ülkedir.
“Türk Cumhuriyetinin en esaslı ilkelerinden biri olan yurtta sulh cihanda sulh gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve ilerlemesinde en esaslı amil olsa gerektir. Buna elimizden geldiği kadar hizmet etmiş ve etmekte bulunmuş olmak bizim için övünme vesilesidir.”
Mustafa Kemal Atatürk – 1933
![]() | ||
| Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ile Lozan Barışını Türkiye adına imzalayan Cumhuriyet’in ilk Başbakanı İsmet İnönü. | Türkiye Cumhuriyeti devleti, uluslararası barışı korumak adına 1945 yılında San Francisco Konferansı’nda kurulan Birleşmiş Milletler örgütünün kurucuları arasında yer almıştır. | “Yakın Doğu’da barışa doğru yeni bir devir başlarken, Mustafa Kemal Paşa’yı Yüksek Nobel Barış Ödülü için aday göstermekle şeref kazanırım.” |