Mustafa Kemal Atatürk’ün “Memleketin ve inkılabın içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lazımdır” sözüyle çıkılan yolda 19 Şubat 1932’de açılan Halkevleri, Cumhuriyet rejiminin kültür yuvaları olarak yurdun dört bir yanına yayılmıştı.
Yunus Nadi’nin “Türk halkının kendi benliğini daha iyi bulmak üzere toplanacağı bir köşk” olarak tarif ettiği Halkevleri, Cumhuriyet’i içselleştirmiş yeni toplum modelinin inşasına hizmet edecek, halkı bilinçlendirecek, halkın eğitim, kültür ve yaşam düzeylerini yükseltecek bir kurum olarak tasarlandı. Ankara Halkevi Başkanlığı görevini uzun süre yürüten Nafi Atuf Kansu’nun ifadeleriyle Halkevleri, “Cumhuriyet rejiminin halk terbiyesi ve halkın kültürel ve sosyal yükselmesi bakımından en esaslı kurumlarıydı.”
Kendi bünyesi içinde faaliyet alanlarına göre Dil-Edebiyat-Tarih, Güzel Sanatlar, Temsil, Spor, Sosyal Yardım, Halk Dershaneleri ve Kurslar, Kütüphane ve Yayın, Köycülük, Müze ve Sergi şeklinde şubelere ayrılmış olan Halkevleri, nüfusu küçük olan yerleşim yerlerinde halkodaları ismiyle açılmıştı. Her halkevi, çalışmalarını toplumla paylaşmak adına bir dergi yayınlamıştı.
Ankara Halkevi’nin yayın organı “Ülkü”ydü ve bu isim Atatürk tarafından bizzat konulmuştu. Atatürk, adını verdiği “Ülkü” dergisinin amacını, derginin ilk sayısında yer alan şu cümlesiyle özetlemişti: “Ülkü’den, öz ülkümüzü yayma yolunda, kutlu verimler beklerim.” 1951 yılında kapatıldıklarında ülke genelinde 478 Halkevi ile 4322 Halkodası faaliyet yürütüyordu.
Cumhuriyet Türkiye’si, eğitimde “millî kültürü” hakim kılarak, sürekliliği sağlamak ve yeni nesillere aktarma yolunda 1931’de Türk Tarih Kurumu ve 1932’de Türk Dil Kurumu’nu açmıştı. “Türk Tarihi” ve “Türk Dili” alanında çalışmalarda bulunacak olan bu iki kurumun kuruluşuna büyük önem veren, çalışmalarını yakından takip eden Atatürk, mirasından önemli bir bölümü bu iki kuruma bağışladı. Türk Tarih Kurumu’nun yayın organı olacak dergiye isim arayışları sırasında Cumhurbaşkanı Atatürk, Edouard Pekarskiy tarafından kaleme alınan “Yakut Dili Sözlüğü”nde yer alan “Belieten” sözcüğünden hareket ederek, mana ve fonetik bakımından en uygun ismin “Belleten” olacağına karar vermişti. Dergi, 1937 yılından günümüze halen yayınlarına devam etmektedir.
Nafi Atuf Kansu (1890-1949)
1890 yılı doğumlu olan Nafi Atuf Kansu, 1921 yılında Ankara’ya giderek Türk İstiklal Savaşı’na katıldı. 1924 yılında atandığı göreviyle “Cumhuriyet’in ilk Milli Eğitim Müsteşarı” olan Kansu, Atatürk’ün himayesinde kurulan Türk Maarif Cemiyeti’nin (Türk Eğitim Derneği) 1928-1935 yılları arasında başkanlık görevini yürüttü. 1933’te geldiği Ankara Halkevi Başkanlığı döneminde halkevlerinin gelişimine katkı sunan Kansu, Ankara Halkevi’nin yayın organı olan “Ülkü” dergisinde yazılar kalem almıştı. Kansu, Cumhuriyet’ten yıllar evvel, 1914 yılında kaleme aldığı bir yazısında yer alan “Çocuklar ve gençler için de bayramlar düşünmek ve onları itina ile tertip ve tanzim etmek elzemdir” ifadeleriyle, Cumhuriyet Türkiye’sinin 23 Nisan ve 19 Mayıs gibi çocuk ve gençlik bayramlarına esin kaynağı olmuştu.
![]() | |
| Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün Tunceli Pertek Halkevi ziyareti (1937). | Türk Dili Tetkik Cemiyeti Genel Merkez Kurulu Atatürk başkanlığında yaptığı bir toplantıda. (4 Ocak 1933) (soldan) Hasan Âli Yücel, Celal Sahir Erozan, Ahmet Cevat Emre, Reşit Galip, Mustafa Kemal Atatürk, Afet İnan, Ruşen Eşref Ünaydın, İbrahim Necmi Dilmen, Hamit Zübeyr Koşay, Ragıp Hulusi Özden. |