Türk Sağlık Devrimi ve Dr. İbrahim Refik Saydam (1881-1942)
“Türk’e ev bark olan her yer sağlığın, temizliğin,
güzelliğin, modern kültürün örneği olacaktır.”
1881 yılı İstanbul doğumlu Dr. Refik Saydam, 1905 yılında Tabip Yüzbaşı rütbesi ile Askeri Tıbbiye’den mezun oldu. Balkan ve Birinci Dünya Savaşlarında görev alan Dr. Saydam, 1919 yılında Atatürk ile Samsun’a çıkan subaylar arasında yer alarak Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’na katıldı. 1920 yılında açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne milletvekili olarak katılan Dr. Saydam, 10 Mart 1921 tarihinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı seçilerek hükümette yer aldı. Bu görevini 1937 yılına kadar çeşitli aralıklarla yaklaşık 14 yıla yakın bir süre yürüten Dr. Refik Saydam, Türk Sağlık Devriminin mimarıdır.
Bakanlığı döneminde koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerine büyük önem veren Dr. Saydam, hazırlattığı sağlık planı ve programları çerçevesinde ülke genelinde hastaneler, doğum ve çocuk evleri, verem sanatoryumları, dispanserler, sağlık yurtları inşa ettirdi. Sıtma, frengi ve trahom başta olmak üzere salgın ve bulaşıcı hastalıklarla yoğun olarak mücadele edildi. 1939 yılında Başbakanlık görevine gelen Dr. Saydam, görevi sırasında 1942 yılında vefat etti.
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün himayesinde ilk kez 1925 yılında Ankara’da toplanan ve sonrasında her iki yılda bir düzenlenecek olan “Milli Türk Tıp Kongresi”nin açılışında kendisinin “Misak-ı Tıbbi” olarak nitelediği bir konuşma yapan Dr. Saydam, Türk hekim ve sağlık personelinin görev ve sorumluluğunu tarif etmişti.
Sağlık’ta, “Memleketin sağlık şartlarını iyileştirmek ve milletin sağlığına zarar veren bütün hastalıklarla mücadele etmek ve gelecek neslin sağlıklı olarak yetişmesini sağlamakla birlikte halka sağlık ve sosyal yardımlarda bulunmak” hedefini benimseyen Cumhuriyet Türkiye’sinin Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam’ın döneminde, 1930 yılında kabul edilen “Umumi Hıfzıssıhha Kanunu”da olmak üzere toplam 51 kanun, 18 tüzük ve birçok yönetmelik hayata geçirildi. Ülkenin kendi imkanlarıyla yerli aşı, serum ve ilaç üretimini sağlamak adına 1928 yılında Ankara’da “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi” açıldı. BCG, kuduz, çiçek, kolera, kızamık, difteri, tetanos aşıları ile serum ve ilaç üretimlerine başlandı.
Hekimleri, halk sağlığı ve sağlık yönetimi konularında eğitmek adına 1936 yılında “Hıfzıssıhha Mektebi” faaliyete geçti.Cumhuriyet’in ilan edildiği yıl, 19.860 nüfusa 554 doktor; 159.420 nüfusa 60 eczacı; 19.640 nüfusa 560 sağlık personeli; 80.880 nüfusa 136 ebe sağlık teşkilatı bünyesinde hizmet veriyordu.
Yıllar içinde sağlık alanında izlenen başarılı politika ve uygulamaların sonucunda 2020 yılı itibariyle 488 kişi başına 171.259 doktor, 2.401 kişi başına 34.830 diş doktoru, 368 kişi başına 227.292 hemşire, 1.416 kişi başına 59.040 ebe, 2.364 kişi başına 35.364 eczacı ve 406 kişi başına 206.103 diğer sağlık personeli ülkemizde görev yapmaktadır. 1923 yılında ülke genelinde toplamda 4.595 adet yatak kapasitesine sahip 78 adet devlete ait hastane ve dispanser faaliyet gösteriyordu. 2020 yılına geldiğimizde kamu ve özel sektör dahil olmak üzere 251.182 adet yatak kapasitesine sahip toplam 1.534 hastane sağlık hizmeti vermektedir.
| Birinci Millî Türk Tıp Kongresi açılışında konuşma yapan Başbakan İsmet İnönü (1 Eylül 1925). Kürsünün arkasında görülen yazıda “Aralarındaki işlerini istişare ederek yürütürler” yazmaktadır. | ![]() | 1928 yılında açılan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi. |