Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in ilanından aylar önce Konya’da yaptığı bir konuşmasında kurulacak olan yeni rejimde Türk kadının alacağı rolü şu ifadeleriyle ortaya koymuştu:
“Daha selâmetle, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını mesaimizde müşterek kılmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmî, ahlâkî, içtimaî, iktisadî hayatta erkek şeriki [ortağı], refiki [arkadaşı], muavin [yardımcı] ve müzahiri [yardım eden] yapmak yoludur.”
Türkiye yükselecekse toplumu oluşturan bütün bireylerinin katkılarıyla yükselecekti. Bu amaç etrafında, Türk kadınını erkekle her alanda eşit bir konuma getirme hedefine yönelik adımlar atıldı. 1924’te Tevhidi Tedrisat Kanunu ile eğitimde ve 1926’da Türk Medeni Kanunu ile hukuki zeminde temel haklarına kavuşan Türk kadını, siyasi haklarını aşamalı olarak elde etti.
1930’da yerel seçimlere, 1933’te muhtar seçimlerine katılan Türk kadını, 5 Aralık 1934’te yapılan anayasa değişikliğiyle milletvekili seçme ve seçilme hakkına kavuştu.
Gazi, Türk kadınının elde ettiği bu kazançlardan duyduğu memnuniyeti şu sözleriyle ifade etmişti:
“Bu karar, Türk kadınına sosyal ve siyasî hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir… Uygar memleketlerin birçoğunda kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu salâhiyet ve liyakatle kullanacaktır… En mühim inkılâplarından birini anmış oluyoruz.”
Türk kadınının siyasi haklarını kazanmasından kısa bir süre sonra “Uluslararası Kadın Birliği Kongresi” 18-24 Nisan 1935 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirildi. Dünya kamuoyu kongreyi yakından takip ederken, Cumhuriyet Türkiye’sinin kadına verdiği değeri takdirle karşılamış; kongreye Mısır delegesi olarak katılan Sitti Şaravi şu ifadelerde bulunmuştu: “Biz Mısırlılar zaten Atatürk’ü çok sever ve onun açtığı yolda yürümeyi şeref biliriz. Siz O’na ‘Atatürk’ dersiniz. Biz ise O’nu ‘Ata Şark’ diye anarız. Çünkü yalnız Türkiye’nin değil bütün şarkın ve bilhassa kardeş Mısır’ın da Atası ve önderidir.”
100. yılını geride bırakan Cumhuriyet idaresi altında Türk kadını her alanda başarılarından söz ettirmişti. Tarihçi Prof. Dr. Afet İnan, Kimyager Prof. Dr. Remziye Hisar, Doktor Hatice Safiye Ali, savaş pilotu Sabiha Gökçen, ilk kadın muhtar Gül Esin, Avukat Süreyya Ağaoğlu, oyuncu Afife Jale, heykeltıraş Sabiha Bengütaş, opera sanatçısı Semiha Berksoy, dünya güzeli Keriman Halis Ece başarılarıyla ilk akla gelen Türk kadınları arasında yer almaktadır.
Latife (Uşaklıgil) Hanım
1898 yılı İzmir doğumlu olan Latife (Uşaklıgil) Hanım, Üsküdar Amerikan Kız Lisesinde okuduktan sonra, Paris’te Sorbonne Üniversitesinde hukuk eğitimi almıştı. İyi derecede İngilizce ve Fransızca bilen Latife Hanım, kendine güvenen güçlü bir iradeye sahip olması, rahatlıkla tartışmalara girmesi ve akıcı konuşmasıyla, Gazi Mustafa Kemal’in düşüncesinde yer alan modern ve çağdaş “Türk Kadını”nı temsil ediyordu.
Gazi Mustafa Kemal ile Latife Hanım 29 Ocak 1923 günü, İzmir’de gösterişsiz, sade bir nikâh töreniyle evlendi. Nikâhı İzmir Merkez Kadısı Hüseyinoğlu Ömer Fevzi kıydı. Mustafa Kemal Paşa’nın nikâh şahitliğini Fevzi Çakmak ve Kazım Karabekir Paşa yaparken; Latife Hanım’ın nikâh şahitliğini İzmir Valisi Abdülhalik Renda ile Başyaver Salih Bozok üstlendi. Çiftin evliliği 5 Ağustos 1925’te sonlandı.
Eğitimi, bilgisi, kültürü ve giyimi ile Latife Hanım, Türk Kadını için çok iyi bir “Rol Model”di. Gazi, yaklaşık iki buçuk yıl süren evliliği boyunca, eşi Latife Hanım’la sık sık yurtiçi seyahatlere çıktı, etkinliklerde yer aldı. Halkının karşısına eşiyle birlikte, yan yana çıkmaya özen gösteren Gazi, toplumsal yaşamda kadınla erkeğin birbirini tamamlayan rolüne dikkat çekti.
| Türkiye’de kadınlar seçme ve seçilme hakkını İsviçreli kadınlardan 36, Fransız kadınlardan 11, Belçikalı kadınlardan 14 yıl önce elde ettiler.
|
| Atatürk Orman Çiftliği Açılışı-1925. |