Atatürk’ün, “Okuyup yazma bilmeyen tek vatandaş bırakmamak, memleketin büyük kalkınma savaşının ve yeni çatısının istediği teknik elemanları yetiştirmek, memleket dâvalarının ideolojisini anlayacak, anlatacak, nesilden nesile yaşatacak, fert ve kurumları yaratmak, işte bu önemli umdeleri en kısa zamanda temin etmek… İşaret ettiğim umdeleri Türk gençliğinin dimağında ve Türk milletinin şuurunda daima canlı bir halde tutmak, üniversitemize ve yüksekokullarımıza düşen başlıca vazifedir” düşüncesinden hareketle 1 Ağustos 1933 tarihinde gerçekleştirilen “Üniversite Reformu ile milli, çağdaş ve laik bir eğitim düzeninin en son aşaması olarak planlanan yükseköğretimde köklü bir değişim gerçekleşti.
Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’in, önemli bir rol üstlendiği değişim sürecinde ortaya çıkan öğretim üyesi ihtiyacının önemli bir bölümü yurt dışında eğitim alan genç ve yetenekli bilim insanlarından sağlandı. Bu isimler üniversiteye profesör yardımcısı olarak atandı. Cumhuriyet Türkiye’sinin, yurtdışına eğitime gönderdiği isimlerden biri olan Prof. Dr. Sadi Irmak, bu süreci ve yaşadığı heyecanı şu sözleriyle aktarmıştı:
“1923’te, benim üniversitede talebe bulunduğum sırada bir ilan görüyoruz: ‘Avrupa’ya talebe gönderilecektir.’ Allah! Allah! Daha Lozan yapılmış ama, tasdik olmamış… Memleket her köşesinden, bucağından kanıyor… Harabe içinde… Yunan tahrip etmiş… Birinci Cihan Harbi’nin tahribatı devam ediyor… Tam bu sırada lüks gibi gelmesi düşünülebilen bir şey, Avrupa’ya talebe… Gidelim bari kaderimizi deneyelim… Yüz elli kişi arasından on bir kişi seçilmişiz… Nereye gideceğimizi bize sordukları zaman dedik ki: ‘Hükümet nereyi isterse!’ Bilhassa Atatürk acaba bir şey ister mi? Benim, naçizane adımın kenarına ‘Berlin Üniversitesi’ne gitsin’ diye yazmış. Artık başka yer hatıra gelebilir mi? Yola çıkacağım. O zaman uçak filan yok… Trene binmek üzere Sirkeci’ye gittim. Bir dağıtıcı benim adımı ‘Mahmut Sadi’yi filan arıyor… Bir telgraf... Atatürk’ten bir telgraf: ‘Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz!’ Şimdi gel de haylazlık et, bakalım!”
Cahit Arf, Afet İnan, Ahmet Adnan Saygun, Ekrem Akurgal, Jale İnan, Sabahattin Ali, Melih Cevdet Anday, Haldun Taner, Kamile Şevki Mutlu, Nüzhet Gökdoğan, Ulvi Cemal Erkin, Remziye Hisar, Süreyya Ağaoğlu gibi pek çok bilim insanı, Cumhuriyet Türkiye’si tarafından eğitim almak üzere yurtdışına “kıvılcım” olarak gönderildi ve sonrasında “alev” olarak döndü.
1893 yılı Rodos doğumlu olan Dr. Reşit Galip (Baydur), Birinci Dünya Savaşı ve Türk İstiklal Savaşı yıllarında Anadolu’da gönüllü olarak hekimlik yaptı ve sonrasında Sağlık Bakanlığı’nın hizmetine girdi. Türk Ocaklarında görev alan, 1925 yılında milletvekili seçilen Dr. Reşit Galip, 1931 yılında kurulan Türk Tarih Kurumu’nun ilk Genel Sekreteri oldu. Halkevlerinin örgütlenme sürecini bizzat yürüttü. 1932 yılında Milli Eğitim Bakanı oldu. Sağlık sorunları nedeniyle kısa süre kaldığı (10 ay 25 gün) bakanlık görevi sırasında başta üniversite reformu olmak üzere eğitim alanında ciddi ve kalıcı girişimlerde bulundu.
“Öğrenci Andı”nı yazarak 23 Nisan 1933’te Türk çocuklarına armağan etti. 5 Mart 1934’te zatürreden dolayı erken yaşta hayatını kaybetti.
![]() | |
| 2015 yılında “Nobel Kimya Ödülü”nün sahibi olan başarılı bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar, Nobel madalyasını Anıtkabir’e armağan etmiş ve bunun gerekçesini şu ifadelerle açıklamıştı: “… Çünkü bu Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in madalyasıdır. Cumhuriyet bir mucizedir. Çünkü Cumhuriyet okullar yarattı, Türkiye’nin her yerini okullarla donattı, okul açtı. Ondan ziyade bize özgüven verdi. Benim çok idealist öğretmenlerim vardı. Bana öyle bir eğitim verdiler ki, Amerikalılardan daha üstün eğitim gördüm. Ondan ilerisi bana özgüven verdiler. Benim Amerikalı’dan, İngiliz’den daha fazla özgüvenim vardı. Benim büyüdüğüm yıllarda ilkokulundan tutun, lisesine, üniversitesine kadar çok iyi bir eğitim vardı. Ben memleketime çok minnettarım.” | Sabiha Rıfat Gürayman-Anıtkabirin inşaat mühendisi.
Dilhan Eryurt-Nasa. |