"Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en önemli meselelerden biri, kadın ve erkek arasındaki kanuni ve toplumsal tam eşitliği temin etmektir. Kadınlarımız Bağımsızlık Savaşı sırasında cesaret ve fedakârlığın en üstün vasıfl arını sergilediler. Eğitim almaya ve öğrenmeye çok istekliler ve hattâ bazıları şimdiden ilim ve edebiyat sahalarında başarılar kazanıyor. Kadınlar da artık Anadolu'nun her tarafında pek çok sanayi müesseselerinde çalışıyor. Kadının zorla köşeye çekilmesinin aile yaşamını mahvettiği yerde hiçbir ilerleme mümkün değildir."
23 Ocak 1923'de Mustafa Kemal'in New York Herald gazetesine verdiği demeç.
"Biz saçı uzun aklı kısa diye erkeklerin alayına hedef olmuş bir taifeyiz. Bunun aksini ispat etmeye çalışacağız. Erkekliği kadınlığa, kadınlığı erkekliğe tercih etmeyerek çalışmanın açık ve doğru yolunda mümkün olduğu kadar ayak direyeceğiz…"
1886-Şukufezar* (http://www.dem.org.tr/dem_dergi/4/dem4mak11.pdf) sahibe-i imtiyazı Arife
Günümüzün karmaşık ilişkileri karşısında saptırmalara kapılmamak, sağlam yorum yapmak ve doğru tutum takınmak için tarihin yol göstericiliğine ihtiyacımız var. Bölgemiz yeniden şekillendirilirken ve ülkemize yönelik benzer hedefler ortadayken, yaşadığımız ekonomik-sosyal-toplumsal-kültürel ve siyasal süreçleri, tarihin aydınlığında görmek ve anlamlandırmak yakıcı bir önem taşır. Soru şudur: “Bir insan ya da bir toplum tarihini titizlikle sahiplenmezse, onun üzerine dikkatlice eğilmez, ondan dürüst ve namuslu sonuçlar çıkarmazsa, bugününü hangi ışıkla aydınlatacak, yarına hangi amaçla yönelecektir, nereden geldiğini bilmeden nereye gideceğini nasıl planlayacaktır?”
Bu çalışma, kanımca sorulan soruya alçakgönüllü bir yanıt niteliğini taşımakta. Meydan okumalarıyla, başkaldırılarıyla tarihin öznesi olmuş kadınları gün ışığına çıkarma düşüncesi ve belleklerimizi canlandırma girişimi geleceğe ilişkin sorumluluk duygusunun eseridir.
Sayın Yahya Laleli’ye bu çalışma için yürekten teşekkürler.
Kadınların ilerleme ve kalkınmalarını söz konusu eden her bir gelişme bilinmelidir ki sayısını ve çoğunlukla adını bile bilmediğimiz kadınların cansiperane mücadelesiyle elde edilmiştir. Olanca bilgileri, birikimleri ve cesaretleriyle “hayat hakkını aramak” uğruna mücadele ederek, hemcinslerinin hayat haklarını kullanabilecekleri bir dünyanın hayalini kurmuştur onlar. Şimdi o hayal bizim ellerimizde… Yüzyıllarca süren bir mücadeleden sonra, büyük bedeller ödenerek kazanılmış hakların neden kullanılamadığını ya da geri alınmaya çalışılırken neden suskun ve umursamaz olunduğunu açıklamaya hangimizin gücü yeter? ( konuya giris nedenimiz!) İmparatorluk kurmuş kadınlardı onlar…
Yarattıkları tarihin onuruyla, teslimiyeti küçümseyerek bakıyorlar bugüne. Suçlamadan, itham etmeden “Haydi ayağa kalkın!” diyorlar. Sadece ödevlerimizi hatırlatıyorlar.
Osmanlı’nın kadınları; uç beyliğinin dünya devleti olmaya koşullu yolunda erkekleriyle birlikte yürüdü. 622 yıl boyunca egemenlikten pay almadan, tek cinse ve tek tip akla göre örgütlenmiş bir ideolojinin ve kurumlaşmış değerler sisteminin kuşatması altında yaşadı. İçlerinden çıkan öncü kadınlar, cinsiyet ayrımcılığı temelinde örgütlenen bir toplumun ve aynı temelde kurgulanan ekonomik, toplumsal, kültürel ortamının biçtiği “rol”ü zorlayarak yeni bir hayatın var olabileceğini anlatmaya çalıştı. Ne yazık ki kurdukları devletin ve ait oldukları toplumun tarihi yazılırken, hayatları fermanlar, fetvalar, ilannameler ve tembihnamelerle yönlendirilen kadınların payına görünmezlik düştü. Tarih yazıcıları da izsiz, sözsüz, sessiz, sorgusuz, imgesini bile bırakmadan, öylece var olup, öylece gitmelerini uygun gördü kadınların. Ne trajedilerini ne büyüklüklerini ne de eşit hak ve fırsatlara sahip olabilecekleri bir dünya için verdikleri mücadele yansımadı tarih sayfalarına. “Hayat hakkını arayan” kadınların her biri hikâyeleriyle birlikte tarihin gölgeliklerine çekildi ve asırların içinde kayboldu. Mücadeleleri ise tarihin dipnotlarına gömüldü.
Dipnotlar okunduğunda sessiz ve derinden akan izler çıkar karşımıza. Tanzimat ve Meşrutiyet' le birlikte kadınların solgun yüzleri fark edilmeye başlanır. Yazan, okuyan, tartışan, haklarına sahip çıkan, görünürlük isteyen, hayatın her alanında öncülük üstlenen bir kadın kuşağı yetişmiştir artık.
“Yaşasın Osmanlı Kadınları!” “Yaşasın Vatan, Yaşasın Millet, Yaşasın Hürriyet” diye bağırırlar meydanlarda. “Yüzlerce Mektep İsteriz” diye sıralarlar taleplerini. “Çalışacağız, Öğreneceğiz, Bitmez Tükenmez Bir Çabayla” diye söz verirler birbirlerine. “Özgürlük mü istiyorsun? Al sana sopa!” diyenlere karşı kendilerini kararlılıkla savunur, ellerinde kalemleriyle savaşırlar. Hak aramanın ve yeni bir yaşam kurmanın direnmekten, mücadele etmekten ve örgütlenmekten geçtiğini kavrarlar. Yazı yazar, konferanslar düzenler, cemiyetler kurup sosyal yardımlaşma ve dayanışmalarını güçlendirirler.
Balkan Savaşları’nın acımasız koşullarını, Dünya Savaşı’nın vahşetini, acılarını ve tahribatını cesaretle göğüslerler. Savaşının bitiminde, vatanlarını ellerinden alan Mondros Bırakışması’nın başlattığı yeni süreçte, bir destanın yaratıcısı olur kadınlar. Osmanlı’da “hayat hakkını” arayanların mücadelesi, ateşin ve ihanetin içinden geçerek bir vatan yaratanların destanına dönüşür. Cinsiyet ayrımcılığına ve fırsat eşitsizliğine asırlar boyu karşı duran öncü kadınlar, yaktıkları aydınlanma ve ilerleme ışıklarının izinde, kutsal bir kalkışmayı gerçekleştirir. İnsanlık tarihinin en kanlı yüzyılında doğan üniter, özgür ve bağımsız Türk devletinin hamurunu yoğurur.
1923’de Mustafa Kemal’in önderliğinde kurulan ve kadın erkek eşitliğini öngören Laik Cumhuriyet’in gerçekleştirdiği aydınlanma devrimleriyle, tam vatandaşlık hakkına, ekonomik ve hukuksal eşitliğe kavuşurlar.
Yüzyıllar boyunca “hayat hakları” için mücadele eden, işgal kapıya dayandığında “Ya İstiklal Ya Ölüm” diyerek bir kurtuluş ve kuruluş destanı yazan kadınlar, benzersiz örgütlenmeleri ve savaşımlarıyla hem bugünkü hem de gelecek kuşakların belleğinde bir aydınlanma fişeği olarak parlayacak, yol gösterecektir… Nereden geldik sorusunun bu kısa açılımında sonra yazımızı, uzun uzun tartışabileceğimiz diğer soruyla bitirelim. Nereye gidiyoruz?
Güldal Öktem OKUDUCU
Kasım 2016
*(Şukufezar:1886-on beş günde bir yayımlanan, sahibi ve yazı kadrosu kadın olan, kadın erkek eşitliğini savunarak kadınların aşağılanmasına karşı çıkan bir kadın dergisi)