Devletimizin kurucusu Atatürk’ün bu sözlerini kendine ilke edinen Cumhuriyet Türkiye’sinin eğitim politikasında iki temel çizgi vardı: “Millilik” ile “Akıl ve Bilim”.
İstiklal Savaşı yıllarında, Yunan işgal ordusunun Sakarya nehrinin kıyısına geldiği o karanlık günlerde, ülkenin geleceğine umut olmak, kurulacak devletin eğitimde izleyeceği politikanın temellerini atmak üzere Ankara’da, 15 Temmuz 1921’de “Maarif Kongresi” toplandı. İki yüzün üzerinde kadın ve erkek eğitimcinin bir araya geldiği kongrenin açılış konuşmasında Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa, milli özelliklerimiz, değerlerimiz ve tarihimizle bağdaşacak bir “Milli” eğitim politikasının uygulanması gerektiğine vurgu yapmıştı.
Gazi, 1924 yılında Samsun’da yapmış olduğu bir başka konuşmasında ise eğitimde “Akıl ve Bilim”in önemini şu sözleriyle ortaya koymuştu: “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek rehber ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında rehber aramak gaflettir, cahilliktir ve yoldan sapmadır.” 3 Mart 1924 tarihinde Meclis tarafından kabul edilen “Tevhidi Tedrisat Kanunu” ile ülke içindeki bütün eğitim ve ilim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanarak, eğitimde “birlik” sağlanmıştı. Birkaç yıl sonra, 1 Kasım 1928 yılında kabul edilen “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun” ile harf devrimi gerçekleştirilerek, Türk milletinin geneline hakim olan “Bilgisizliğe” karşı mücadeleye başlanmıştı.
Bu mücadele de halkına önderlik ve “Başöğretmen”lik yapan Cumhurbaşkanı Atatürk, onlara şu ifadelerle seslenmişti:
“Yeni Türk harfleri çabuk öğrenilmelidir... Bunu vatanperverlik ve milliyetperverlik vazifesi biliniz. Yeni Türk harflerini her vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz... Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki, bir milletin % 10’u, % 20’si okuma yazma bilir, % 80’i bilmezse bu ayıptır.”
“Harf Devrimi” ile ülke genelinde başlayan okuma-yazma seferberliğinin başlıca kurumu, 1 Ocak 1929’da faaliyete geçen ve 7’den 70’e kadın-erkek tüm yurttaşların gittiği “Millet Mektepleri”ydi. 1929’da 20 binin üzerinde açılan mekteplerden, 1936 yılına kadar yaklaşık 2,5 milyon kişi diploma almıştı.1927 yılında yapılan nüfus sayımı sonuçlarına göre Türk halkının yaklaşık % 11’lik kısmı okuma yazma biliyordu. Harf Devrimi sonrası bu oran 1935 nüfus sayımında % 18,7’e, 1975 yılında % 61,5’e, 2000 yılında % 86,5’e ve 2021 yılı itibariyle % 97,1’e ulaşmıştır. (Kaynak: TÜİK)
1894 yılı İzmir doğumlu olan Mustafa Necati, “Harf Devrimi”nin başarıya ulaşmasında en büyük katkıyı sunan isimlerin başında gelir. 21 Aralık 1925 yılında Mili Eğitim Bakanı olarak göreve başladıktan sonra ilkokuldan üniversiteye kadar Türk eğitim sistemini Cumhuriyet ilkeleri etrafından örgütleyen, düzenleyen ve yaygınlaştıran kişidir. Ve Mustafa Necati, yeni harfleri halkının öğrenmesi adına kendisinin hayat verdiği “Millet Mektepleri”nin açıldığı gün olan 1 Ocak 1929’da, 35 yaşında genç bir idealist Cumhuriyet neferi olarak hayata gözlerini yummuştur.
2015 yılında “Nobel Kimya Ödülü”nün sahibi olan başarılı bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar, Nobel madalyasını Anıtkabir’e armağan etmiş ve bunun gerekçesini şu ifadelerle açıklamıştı:
“… Çünkü bu Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in madalyasıdır. Cumhuriyet bir mucizedir. Çünkü Cumhuriyet okullar yarattı, Türkiye’nin her yerini okullarla donattı, okul açtı. Ondan ziyade bize özgüven verdi. Benim çok idealist öğretmenlerim vardı. Bana öyle bir eğitim verdiler ki, Amerikalılardan daha üstün eğitim gördüm. Ondan ilerisi bana özgüven verdiler. Benim Amerikalı’dan, İngiliz’den daha fazla özgüvenim vardı. Benim büyüdüğüm yıllarda ilkokulundan tutun, lisesine, üniversitesine kadar çok iyi bir eğitim vardı. Ben memleketime çok minnettarım.”
| Şeref Akdik, Millet Mektebi/ Okuma Yazma Kursu, 1933, MSGSÜ-İstanbul Resim ve Heykel Müzesi. | ![]() | Sivas Lisesi matematik öğretmeni ile geometri. |
| Yeni Türk harflerini öğretmek üzere açılan Millet Mektepleri, 1929. |